Belediye başkanlığından geriye makam odası değil, hafıza kalır. Bazı isimler koltuktan kalktığında hikâye bitmez; asıl o zaman başlar.
Seyrek’in eski belediye başkanı Nurgül Uçar bugün yeniden sahada… Ancak bu kez bir siyasi görevle değil; toprağın, suyun ve “bizim” diyebildiği bir yaşamın peşinde. 1990’lı yıllarda attığı planlama adımlarının sonuçlarını bugün sahada gören Uçar, Günerli’de hayata geçirdiği yaşam modeliyle yalnızca konut üretmiyor; sürdürülebilirliği suyun damlasından elektriğin kilovatına, komşuluk ilişkisinden yerel kalkınmaya kadar geniş bir çerçevede yeniden tarif ediyor.
150 bin dönümlük Gediz Ovası’nı koruma kaygısıyla başlayan planlama anlayışı, bugün yağmur suyunu depolayan, kendi elektriğini üreten ve aidiyet duygusunu merkeze alan Günerli Yaşam Evleri projesine dönüşmüş durumda. Aynı yaklaşım Foça’daki otel yatırımında da kendini gösteriyor: Yerel üreticiyle çalışan, enerji maliyetini düşüren ve sürdürülebilir turizmi yalnızca bir sertifika değil bir zihniyet olarak ele alan bir model. Bu röportaj, bir siyasetçinin değil; planlamanın, hafızanın ve “ben değil, biz” diyebilen bir yerel vizyonun hikâyesi…
Bu hikâye nasıl başladı?
Gazetecilikle başladı. Ben olaylara hep gazeteci gözüyle bakıyorum. Her gelişmeyi sorgularım, araştırırım. Belediyecilik de böyle başladı. 1992’de belediye kurulduğunda “Nasıl bir belediye olunur?” bilmiyordum ama öğrenmeye kararlıydım. Direksiyona ilk kez oturmuş gibiydim. En doğrusunu, en kısa ve en temiz yolu aradım. Bu zamanla bir yaşam biçimine dönüştü.
Belediyecilikte sizi en çok motive eden konu neydi?
Planlama…Türkiye’de yerel yönetimlerin en büyük sorunu plan eksikliğidir. Biz daha en başta plan yaptık. 150 bin dönümlük Gediz Ovası tarım arazisinin korunması gerektiğini biliyordum. Belediye kurulduğu günden beri bu kaygıyı taşıdım. Biz bir eğitim kenti olmak istedik. Merkezde daha yoğun yapılaşma, gelişim alanlarında kontrollü büyüme planladık. 1994’te aldığımız kararların sonuçlarını bugün görüyoruz. Kentsel dönüşüm konuşmuyoruz çünkü o alanı hiç açmadık.
Günerli Yaşam Evleri projesi bu planlamanın bir parçası mı?
Evet. Günerli’de 285 dönümlük köy gelişim alanı planladık. Köyün toplamı yaklaşık 350 konutluk bir yapı. Benim projem olan Günerli Yaşam Evleri bu bütünün içinde 50 konutu kapsıyor. Bugün köyün yaklaşık 200 evi şekillenmiş durumda. Ben 50 evi yaparken sadece konut üretmedim; bir model göstermeye çalıştım.
Nasıl bir model?
Doğayla barışık, kendi enerjisini ve suyunu yöneten, komşuluğu seçilmiş bir yaşam modeli. Biz Selanik mübadiliyiz. O kültürel dokuyu bozmak istemedik. Aynı ruhu taşıyan insanlar bir arada olursa daha huzurlu bir yerel yaşam oluşur diye düşündüm. Burada beyaz yakalılar da var, çocuklu aileler de. Bahçeli, iki katlı evler. Bir Avrupa kenti hissi var ama yerel kimliğini koruyor. Su Sürdürülebilirliği: Sünger Şehir Modeli
Projenin su yönetimi nasıl tasarlandı?
Bu bölge uluslararası sulak alan havzası içinde. Su sorunumuz var. Çim istiyoruz ama suyu ziyan edemeyiz. 20 dönümlük proje alanında yağmur suyunu toplayan bir sistem kurduk. Çatılardan gelen sular depolara ve keson kuyulara yönlendiriliyor. Hem evlerin bahçeleri hem de ortak alanlar bu suyla sulanıyor. Şebeke suyu yalnızca ev içi kullanım için var. Bu hesaplamalar bilimsel verilerle yapıldı. 50 konutun sulama ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede. Bu gerçek bir pilot uygulama. İnsanların görmesini istiyorum çünkü örnek olabilir.
Enerji Sürdürülebilirliği: Her Ev Üretici
Enerji tarafında nasıl bir sistem var?
Her ev 10 kW güneş enerjisi üretiyor. Günlük ortalama tüketim 2 kW civarında. Yani yaklaşık 8 kW’lık fazla üretim söz konusu. Çift sayaç sistemiyle fazla enerji ana şebekeye veriliyor ve ay sonunda mahsuplaşma yapılıyor. Eğer üretim fazlaysa ödeme alınıyor. Bu model sadece çevre için değil, ekonomik sürdürülebilirlik için de önemli. Ortak alan giderlerine katkı sağlıyor. Aidat yükünü hafifletiyor. İlk yatırım maliyeti var ama uzun vadede ciddi kazanç getiriyor.
Sosyal Sürdürülebilirlik: “Bizim” Kavramı
Projede sürekli “bizim” diyorsunuz. Bunun özel bir anlamı var mı?
Var. Çünkü sürdürülebilirlik sadece teknik bir mesele değil, insani bir mesele. Bizim köy, bizim kahve, bizim market, bizim kasap… Bu dil bilinçli. Aidiyet duygusu oluşturuyor. Komşuluğu seçerek kurduk. Herkesi projeye dahil etmedik. Çünkü yanınızdaki komşunun kim olduğu yaşam kalitesini belirler. Ben de burada yaşayacağım. Kardeşlerim yaşayacak. Doktorlar, aileler var. Ben “biz”i seviyorum. Tek başına hiçbir şey yapılamaz.
Kuş Cenneti ve Yalıçapkını
Doğa koruma tarafındaki deneyiminiz bu projeye nasıl yansıdı?
İzmir Kuş Cenneti’nin ilk birlik başkanıydım. Türkiye’de ilk kez bir koruma alanı için birlik kurulmuştu ve ilk seçilen başkan bendim. Benim hayalim, İzmir’in sembolü olan yalıçapkınının geri dönmesi. Yalıçapkını kirli suya gelmez. Eğer toprağı ve suyu korursak o kuş geri gelir. Attığımız her adımda bu bilinç var.
Foça’daki otel yatırımınızdan da söz eder misiniz?
Foça’da 12 ay açık bir otel işletiyoruz. Turizm zor bir sektör. Maliyetler çok yüksek. Özellikle elektrik. Çatıya güneş panelleri kurduk. Elektrik giderini minimuma indirdik. Bu, işletmenin ayakta kalmasını sağladı.
Sürdürülebilir turizm yaklaşımınız nedir?
Yerel üreticiyle çalışıyoruz. Gıda ürünlerini kooperatiflerden ve bölge insanından temin ediyoruz. Bu model Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sürdürülebilir turizm sertifikası kriterleriyle örtüştü ve sertifikamızı aldık. Yerel üretici kazanıyor, işletme kazanıyor, bölge kazanıyor. Turizmin sürdürülebilir olması için yerel ekonomiyle entegre olması şart.
Foça’nın turizm açısından özel bir durumu var mı?
Foça 1967’de turizm bölgesi ilan edilmiş ancak 1974’te bu statü iptal edilmiş. Çoğu kişi bunu bilmiyor. Oysa planlama açısından çok önemli bir konu. Doğru yatırımlar yapılırsa ve sürdürülebilirlik esas alınırsa Foça yeniden güçlü bir turizm kimliği kazanabilir.
Belediyecilikte sizi farklı kılan neydi?
Ortak akıl. Tüm meclis toplantılarını kahvelerde yaptık. Anketler hazırladık, fotokopiyle çoğalttık, mahallelere dağıttık. Bir kez tek başıma karar vermek istedim. Vazgeçtim. Halkın verdiği karar benim düşündüğümden daha doğru çıktı. Ego değil, takım oyunu. Ben kaptandım ama takım oyuncusuydum.
Son olarak bu çalışmaların ortak paydası nedir?
“Ben” değil, “Biz.” Toprak bizim. Su bizim. Enerji bizim. Komşuluk bizim. Sürdürülebilirlik bir teknik proje değil, bir yaşam biçimi. Eğer birlikte sahip çıkarsak hem köy hem şehir hem turizm kazanır.

